8 Temmuz 2010 Perşembe

Aşkın Bilimsel Tanımı

İnsanoğlunun en güçlü ve coşkulu ruh hallerinden olan aşkın nörolojik temellerini araştıran nörologlar, bu sevgi ve arzunun yoğunluğunu ölçtüler. 

Aşkın, beyinde muhakeme yeteneğini çalıştıran bölümü etkisiz hale getirdiği, beyindeki kimyasallardan serotoninin aşıklarda ve saplantılı kişilik bozukluğu olanlarda aynı seviyede olduğu belirlendi. 

Londra Üniversitesi nörobiyoloji profesörlerinden Semir Zeki, fonksiyonel MRI kullanarak yaptığı araştırmada, 17 kişiye önce sevdiği kişinin, ardından da arkadaşlarının fotoğrafları gösterilerek, serebral kan akışları izlendi. Araştırmada insana müthiş mutluluk ve haz veren aşkın, kişilerdeki "muhakeme yeteneğini yitirdiği" ve "saplantılı kişilik bozukluğuna" olduğu ortaya çıktı. 

BEYNİN KİMYASI DEĞİŞİYOR..

Araştırmaya göre aşk, beyinde güven, inanç, haz duyma ve ödüllendirme fonksiyonlarını etkinleştiriyor. Âşık olanlarda oksitosin ve vazopressin maddeleri fazla salgılanıyor ve bu da karşıdaki kişiye olan bağlılığı artırıyor. Tek eşli kadın ya da erkeklerde daha çok oksitoksin salgılanıyor. Âşıkken dopamin ve norepinefrin artıyor. Dopamin motivasyon artışına, mutluluk, heyecan, uykusuzluk, kalp çarpıntısı ve nefes darlığına neden oluyor. Norepinefrin de heyecan ve enerji düzeyini artırırken, uyku ve iştahı kaçırıyor.
 



ZİHİN YANILMASI!

Aşk, insan beyninde muhakeme ve yargılama yapan bölümleri de etkisiz hale getiriyor. Âşık olan kişiler, sevdiklerine karşı muhakeme yeteneğini kaybediyor. "Âşıkken tamamen kör oluyor" ve âşık olunan kişinin olumsuzlukları beynin bu bölgelerinin çalışmaması nedeniyle görülemiyor. Semir Zeki, "Aşk bir hastalık; ama tedavi etmeye gerek yok. Hayatınız boyu devam etmesini istediğiniz bir hastalık. Arzu edilen bir felaket." diyor. Kadınların psikolojik açıdan erkeklere oranla çok güçlü olduğunu ifade eden Zeki, kadınların aşkının daha uzun sürdüğünü, ancak vazgeçtikten sonra da daha kolay unuttuklarını söylüyor.
Beynin 'zihin teorisi' olarak adlandırılan ve başkalarıyla farklılıklarını ortaya koyan mekanizması da âşık olunca devreden çıkıyor. Bu nedenle kişiler âşık olduklarıyla aralarında bir ayrım yapmıyor ve onu kendisi gibi görüyor.
Ayakları yerden kesiyor! 

OBSESİF DUYGU

Araştırma, aşkın, insanları nasıl saplantılı hale getirdiğini de açık şekilde ortaya koyuyor. İnsanların beynindeki kimyasallardan serotonin seviyesi âşık olanlarda, saplantılı (obsesif kompülsif bozukluğu) kişilerinkiyle aynı seviyede bulunuyor. Aşk bir yandan kişiye huzur ve güven verirken, diğer yandan ayaklarını yerden kesiyor. Beyindeki 'medial insula' bölümü aşkla aktive oluyor. Agresif davranışlarla ilgili bu bölüm, âşık kişilerde çalışıyor ve anlaşmazlıkların üstesinden gelmeye yarıyor. Aşk, duygulanım, dikkat, motivasyon ve hafıza ile ilgili beyin alanlarını aktif hale getiriyor. Bu yapıların aktifleşmesi, stresin azalmasına neden oluyor. 

 Prof. Dr. Zeki, "Beyindeki bazı kısımların aktivasyonunu yitirmesine sebep olan aşkın, rasyonel olmadığını" vurguluyor.

(Alıntı)

10 Nisan 2010 Cumartesi

Eğer....

O’nu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...

Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... 
ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...
O’nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O’nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain... 
Sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O’ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa, ve O, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...

Dünyanın en güzel yeri O’nun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...hayat O’nunla güzel ve onsuz müptezelse... elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O’nun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...her şiirde anlatılan O’ysa... her filmin kahramanı O... her roman O’ndan söz ediyor, her çiçek O’nu açıyorsa... bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa, iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa... iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...

Eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O’nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız...Mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O’na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...
     
Kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü... özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu... hem kimseler duymasın, hem cümlealem bilsin istiyorsanız... O’nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse... ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse... gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de; bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O’nun yüzü suyu hürmetine...

Uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa...dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız... kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim... gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
  
Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla.....o halde bugün sizin gününüz!..

"Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.

Can Dündar

21 Mart 2010 Pazar

Edison'un gölgesinde bir adsız kahraman TESLA

10 Temmuz 1856'da gece yarısı düşen bir yıldırımla doğdu Nikola Tesla. "Nikola fırtınanın oğlu olacak" dedi ebe... Ancak bu kadar uygun düşebilirdi koskoca bir yaşam bir doğum... Elektriğin gizli dehası, çağdaş Prometheus Tesla...


Müthiş bir zeka ve beraberinde getirdiği onca icat... Elektrik üzerine yapılan yüzlerce çalışma... Hepsi göz ardı edildi. Edison'un gerisinde kalan ışığın isimsiz mucidiydi o. Uzun boylu, narin yapılı, her zaman resmi giyinen, ince eleyip sık dokuyan dehaydı. Bir Hırvat rahibin oğluydu Tesla, babası onu rahip olması için zorlamasına rağmen buna karşı çıkarak elinde mühendislik diplomasıyla Amerika'nın yolunu tuttu. Fakat oraya gittiğinde de türlü aldatmacalarla karşılaştı.

Altı dil bilen ve inanılmaz bir hafızaya sahip olan Tesla, müthiş zekasıyla mühendislik yeteneğini birleştirerek ışığın milyonlara ulaşmasını sağladı. Öyle ki günümüzde bir çok araştırmaya esin kaynağı olmasından dolayı " Çağdaş Prometheus" diye adlandırılıyor.

"Bu cihazı değiştirebilirim"


Hırvatistan'ın Similjan Köyü'nde düşen bir yıldırımla aynı anda dünyaya geldi Tesla. Ebe ardından aynen şunları demişti : "Nikola fırtınanın oğlu olacak" Tesla, doğum hikayesine uygun bir şekilde hayatının büyük bir bölümünde elektrikle ilgilendi. Yaşı ilerledikten sonra da bu merakını üniversite sıralarına taşıdı ve Avusturya'da Graz Üniversitesi'nin mühendislik bölümüne girdi. Üniversitede, ilerideki icatlarına esin kaynağı olacak "Gram Dinamosu"yla tanıştı. Bu cihaz manyetik alan içinde sarılı teller yardımıyla motor gibi çalışıyor ve aynı zamanda elektrik akımından doğan hareketle jeneratör görevi de üstleniyordu. Tesla, 22 yaşında hocalarına "Bu cihazı değiştirebilirim" dedi. Dört yıl süren çalışmalarının sonunda isteğini hayata geçirdi ve "alternatif akımla (AC)" döner manyetik alan yaratan dahiyane tasarımını gerçekleştirdi. Artık elinde güçlü bir referans vardı.

Tesla, Edison'un "teknoloji imparatorluğu"nun Avrupa ayağı olan "Continental Edison"da çalışabilmek için Paris'e taşındı. Bu adım yüksek verimli bu yeni "AC indüksiyon motoru"nu sergilemek için çok iyi bir fırsat olabilirdi. Böylelikle hem icatının gücünü ispatlayabilir hem de Edison'un şirketinin Strasbourg'daki imzalayacağı prestijli ışıklandırma anlaşmasını tamamlamasına yardımcı olabilirdi.

Tesla'ya cennetin kapıları açılıyor mu?


Sonunda istediğini elde etti. 1884'te Tesla Edison'dan onlarla çalışması için bir davet aldı. İlk bakışta bu durum Tesla için cennetin kapılarını açmaya eşdeğerdi .Nitekim bu heyecan o kadar uzun sürmeyecekti. Edison pratik bir zekaya ve kuvvetli bir ticari öngörüye sahipti. Tesla'ya göre ise fizik yasaları, yeni keşifler için derinlemesine incelenmeliydi. Edison'un ise böyle araştırmalar için yeterli sabrı yoktu. Bu iki farklı karakterin birlikte çalışması olanaksızdı. Beklenileceği gibi de kısa bir zaman dilimi içerisinde azılı birer düşmana dönüştüler.

Akımlar savaşı başlıyor..


Edison, kendi buluşu olan elektrik ampulü üzerinde odaklanmasını ve onu geliştirmesi için Tesla'ya çok büyük paralar vaat etmişti. Tesla bu teklifi kabul etti. Bunun yanında Edison Tesla'dan ışıklandırma projesinde de faydalanmayı planlıyordu. Tesla da söz verdiği gibi istenilen gelişmeleri yaptı; ama kendisine söz verilen parayı alamadı. Bunun üzerine 1887 yılında Edison'la çalışmak istemediğini belirtti ve işinden ayrıldı. Bu seçim aslında bakılırsa "akımlar savaşı"nın başlangıç noktası olduğunun ipuçlarını veriyordu.

Ardından Tesla " Tesla Elektrik Şirketi" adı altında kendi şirketini kurdu. Tesla'nın dakik atılımı tam da Edison'un doğru akımla yaşadığı sıkıntılı döneme denk geldi. Doğru akım basit; ama kusurluydu. Görece olarak daha düşük voltaj üretiyordu ve tel üzerindeki akım takriben 800 metre sonra gücünü kaybediyordu. Bundan dolayı Edison voltajı 100 volta yükseltmek için her 900 metrede bir güç istasyonu kurmak zorundaydı. Tesla'nın AC buluşu büyük miktarlardaki elektrik kuvvetinin kilometrelerce uzağa taşımasını sağlıyor ve kuvveti aynı seviyede tutuyordu. Bununla birlikte güç kaybı yaşanması da önleniyordu.

Akımlar savaşı devam ediyordu. Edison'un doğru akım üzerine yaptığı yatırımlar hiç de kolay kolay beyaz bayrağı sallamayacağını gösteriyordu, 1888'de rekabet kızıştı. Edison'un bir sanayici düşmanı daha sahnedeydi... George Westinghouse!

İşte tam bu noktada ipler daha da gerildi. O dönemlerde yüksek güç sağlayabilen alternatif akımın sokak hayvanlarının öldürülmesinde kullanılmasının ve bazı eyalet mahkemelerinin idam cezası olarak aynı teknolojiden faydalanılan elektrikli sandalyeyi tercih etmesini Edison koz olarak kullanıyordu. Başlattığı karalama kampanyasında bunları öne sürüyordu. Alternatif akımın her seferinde olumsuz bir gelişme olduğunu vurguluyordu. Westinghouse da bunun altında kalmıyordu. Medyadaki bu olumsuz görüntüyü değiştirmek için bir riske girdi. Tesla'nın alternatif akımını kullanıp yüzlerce madencinin hayatını kurtaracaktı. Colordo'daki "The Gold King" madeni bazı finansal yetersizliklerden dolayı kapanma tehdidi altındaydı. Herkes madenin yakınındaki nehirden hidroelektrik enerjisinin tedariği sağlanırsa madenin kapatılmasının önleneceğini biliyordu. Nehir 3.5 km uzaktaydı ve bu durumda Edison'un teknolojisi yetersizdi.

Westinghouse, alternatif akımla bunun  başarılabileceğini kanıtladı ve 1891 yılında Tesla'nın endüstriyel desteği madene elektrik taşıdı. Westinghouse bu başarıdan sonra başka bir planla Edison'un karşısına çıktı. Chicago'da yapılacak olan Dünya Fuarı'nın ışıklandırma projesini anlaşmasını imzaladı. Tesla, izleyenlerin şaşkın bakışları karşısında vücudundan güvenli bir şekilde geçen alternatif akımla parmaklarının ucundaki ampulleri yaktı. Böylelikle zafer perçinlendi. Edison yenilgiyi kabullendi ve Tesla'nın alternatif akım teknolojisini ele geçirmek için Westinghouse'la el sıkıştı. Eski iki düşman Niagara Şelale'sinin hidroelektrik enerjisinden beraber yararlanmak için birlikte çalışma kararı aldılar.

Talihsizlikler yakasını bırakmıyor!


Tesla hiçbir zaman hak ettiği değerdi göremedi. Şimdi de Westinghouse Tesla'nın teknolojisinden yararlanıyor ve karşılığını vermiyordu. Kendi araştırmaları için yeterli parayı elde edememişti ve bu yüzden elektromanyetizma gücünden yararlanma konusundaki planlarını hayata geçirememişti.

Yaptığı çalışmalar arasında X ışınlarıyla yaptığı deneyler, florasanlı gaz lambası, radyonun keşfinden çok daha önce yaptığı radyo dalgalarıyla ilgili (ABD Yüksek Mahkemesi 1943 yılında radyonun Marconi değil Tesla tarafından keşfedildiğini açıkladı) araştırmalar bulunuyor. Fakat en önemlisi yüksek frekansta elektrik üretilmesini sağlayan "Tesla Bobini" buluşuydu. Yüksek frekanslı alternatif akım " yüzey etkisi" diye adlandırılan özelliği nedeniyle tellerin dış yüzeylerinde yol alıyor ve bundan dolayı Dünya Fuarı'nda vücuduna sardığı tellerden geçen yüksek voltajlı alternatif akım kendisine zarar vermiyordu. Bunun dışında Tesla Bobini radyo ve TV yayınlarının da kapısını araladı. Şaşırtıcı çalışmalarından biri de havada elektrik kuvvetinin iletilmesinin incelenmesi deneyiydi.

Tesla ekonomik sıkıntıları aşabilmiş olsaydı belki da çağın en önemli adamı olabilirdi. Ama talihsizlikler, sıkıntılar, şanssızlıklar onun yakasını hiç bırakmadı. New York Hoteli'nde 5 Ocak 1943 tarihinde, kalp krizi sonucu hayatını kaybetti..

Cansu SAVAŞ
Kardiyograf Dergisi
Temmuz 2007 Sayısı

16 Mart 2010 Salı

Dişiler Vs. Erkekler

“Bir ağustos böceği doğmadan önce toprağın altındaki bir lavrada ortalama olarak 12 yıl bekler.
Evet, tam 12 yıl.
12 yıllık hapislikten sonra dünyaya gelen garibanın ömrü adında yazılıdır: Ağustos.
Yani topu topu bir ay... Şarkı söyleyen yalnızca erkek ağustos böceğidir.   
Çünkü dişi, en güzel şarkıyı söyleyeni kendine eş seçecek ve çiftleşecektir.      
Düşünsenize, 12 yıl toprağın altında bekle, dışarı çık.
Ömrün bir ay...Buldun, buldun... Bulamadın, bir daha yok!!!”
diye anlatıyor Sunay Akın bu farkı Ağustos Böceği hikayesiyle..

Doğada durum böyle..

Peki ya insanlar?

Kadınlar/Dişiler özeldir! Seçicidir.. !
Aynı Ağustos Böcekleri gibi..

Örneğin; toplumumuzda “kız istenmeye” gidilir, kız isterse evlilik gerçekleşir..

Kadınlar/Dişiler yöneticidir!

Örneğin, Kraliçe arılar, işçi arı olacak larvaya göre daha sık ve daha zengin gıda ile özel beslenmesi sonucunda yumurtadan yetişkine toplam 16 günde oluşur. Kraliçe arının her ne kadar temel görevi yumurtlamak olsa da koloninin bütünlüğünü ve kovandaki sistemin işleyişini sağlayan önemli maddeler de salgılar. Kraliçe arı tüm arıların başıdır. (Bkz.wikipedia)

Geçmiş?

Toplumda “yönetim” kavramı ve bununla birlikte işbölümünün oluştuğu döneme bakalım.
İlk işbölümü sırasında kadın yönetici konumunda. Kadın topraktan çömlek yapıyor, çömleğinin içini de sebzelerle dolduruyor.. Çömleğin sahibi kadın! Bu sebeple yönetici de kadındı. İlerleyen zamanlarda ise avcılığın önem kazanması, durumu tersine çevirdiği de doğrudur.

Gelin görün ki bunun da bir sebebi var : Kadın, erkekte fiziksel güç ve kaynak istiyor.Bu açıdan bakacak olursak toplumda anaerkil sistemden ataerkile geçişte yine kadınların seçimi rol oynuyor.

Kaldı ki günümüzde yapılan bir araştırma, aile bütçelerinini % 68’nin kadınlar tarafından idare edildiğini gösteriyor. Bu durum da aslında temelinde durumun ne kadar “hala değişmediğinin” bir kanıtı.

Günümüzde,

Yapılan araştırmalar, erkeklerin birçok anlamda kadınlara göre daha zayıf yaradılışta olduğunu söylüyor. İntihara yatkınlık, kaza ya da kalp krizi sonucu daha kolay ölüm oranları, psikolojik olarak daha çabuk çöküntüye uğruyor olma durumu, hatta kekemelelik ve disleksi..

Erkekler hiç de sanıldığı kadar dayanıklı değiller.

Başka bir biyolojik kanıtı!

Düşükle sonuçlanan gebeliklerin çoğu erkek embriyolarının başına geliyor. Öyle ki, kızlar için bu sayı sadece 100 iken, 130 ila 150 erkek cenin düşüyor ve bunlardan yalnızca 105’i dünyaya gelebiliyor. 20 yaşına gelmiş 100 kıza karşılık 98 erkek var dünyada. 65 yaşlarında ise bu erkeklerden sadece %40’ı hayatta kalabiliyor.

Önemli ama çok önemli başka bir nokta!!! Karşı cinsi tanımıyor muyuz?

Başka bir veri  “Erkekler kadınların sözünü kesmekten çekinmediklerini, bir tartışmadaki “söz kesme” lerin % 96’sının erkeklerden geldiğini söylüyor.” Bununla beraber “ Kadınlar taleplerini doğrudan açıklamayı değil, bir uzlaşma noktası bulunana kadar tartışmayı tercih ettiklerini, Amerikalı dilbilimci Deborah Tannen’nin araştırmalarına göre, erkeklerin bunu tamamen anlaşılmaz bulduğunu ve tahammül edemekleri böyle bir tartışmayı, tamamen tek taraflı bir çözüm bularak noktaladıkları” da bir başka gerçeği doğruluyor.

Toplumsal bazı verilere bakıldığında ise erkeklerin her geçen dönem daha da değiştiğini gözlemleyebiliyoruz. Örneğin çocukların, mevcut baba rolünün üretim tarzındaki değişimden sonra “baba gibi olmak” ideali yerini kendi sosyal çevrelerinde edindikleriyle kendi ideallerini oluşturmaya bıraktığı açık.

Her alanda üstünlük kurma isteği, her şeye hakim olabilme fikri  erkeğin farklı bir bedel ödemesine sebep oluyor.. Sürekli koşuşturma, her alana yayılmış insanlar arası rekabet erkekleri daha ağır etkiliyor. Her şeyi yapabimek, denetlemek, her şeyden sorumlu olmak ve sürekli ispat etmek zournda olmak erkek cinsinin kalitesinin giderek azalmasına sebep oluyor, kendiliğinden ortalama yaşam sürelerinin azalması problemi ortaya çıkıyor. Daha çok çalışıp daha çabuk yoruluyolar. Bir istatistiki veri erkeklerin ortalama ömrünün 71,5 yıl, kadınlarınsa 78 yıl olduğunu söylüyor.

Haydi erkekler!

Daha çok yaşamak istiyorsanız söyleyin en güzel şarkınızı!!

(Bu yazının oluşumunda birçok araştırmadan ve makaleden yararlanılmıştır.)

11 Şubat 2010 Perşembe

Bebek İskelesi

Şöyle bir düşününce etraflıca İstanbul'da yaşamak gerçekten bir ayrıcalık.. Bir de benim gibi Avrupa yakasında oturuyor olup Anadolu yakasında da okuyorsanız o zaman durum daha da ilginç bir hal alıyor. Yabancı arkadaşlarıma okula gitmek için kıta değiştirdiğimi söylüyor ve " bakın görüyor musunuz okumak için ne kadar istekliyim" diyip gülüyordum.. =)
Aslında evimiz Arnavutköy iskelesine daha yakın ama ben hep Bebek iskelesinden binerim vapuruma.
Haftanın belli günlerinde Bebek'ten okula gitmek, pazar günleri Bebek'te arkadaşlarımla kahvaltı edebilmek çok keyiflendiriyor beni..
Haftanın belli günleri Bebek İskelesi'nde vapur beklerken gözlemlediğim ise bambaşka bir yolcu profili.
Bir yanda kitap okuyan gençler, diğer yanda birinin Türk olduğundan emin olduğum İngilizce konuşan iki yaşlı bayan veya çok zarif bir Türkçe'yle görevliye vapurun saat kaçta olduğunu soran beyfendilerin beyfendisi beyler.. Bunun dışında Bebek Büfe'nin çalışanıyla da konuşmanız lazım. Ben böyle saygın bir büfe çalışanı görmedim. Onun da Türkçesi tam İstanbul Türkçesi! Çok akıcı..
Büfeden birşeyler alıp iskeleye vapurunuzu beklemek için ilerlediğinizde müthiş Bebek Parkı'nın da huzuru sizi yaşama sevinciyle dolduruyor adeta. Ufak yolculuğunuz sırasında leopar desenli taytlarla köpeklerini dolaştıran ya da atletik vücutlarıyla sabah koşusuna çıkan insan karelerine de rastlamız kuvvetle muhtemel.
Her yönüyle, her detayıyla çok seviyorum Bebek'i..!

24 Aralık 2009 Perşembe

Kuala Lumpur

Kuzeyinde Tayland  Güneyinde Endonezya ve Singapur'un buluduğu Malezya,
ve Malezya'nın başkenti ve en kalabalık şehri..
Kozmopolit bi şehir olarak biliniyor..
Malay, Hint, İslam ve Çin kültürleri bir arada yaşıyor ve
2006'da ise tahmin edilen nüfus oranı 6.9 milyonmuş.
Ekonomisi ve nüfusu hızla büyüyen bir metropol.

Kelime anlamı ise "çamurlu kavşak" , ancak isme aldanmayın.
Söylenilen; teknolojinin tüm nimetlerini kullanıp doğal güzelliklerinden hiçbir şey
kaybetmemiş bir şehir olduğu.
En kısa zamanda gidip görmeli Asya'yı da!



18 Aralık 2009 Cuma

SAYGI!!!!

Sanırım yeryüzünde bi insanda aradığım en önemli nitelik!
Bir insanoğlunda olmazsa olmaz gereken bir özellik!
İlişkilerin daimi için bir gereklilik!
Maalesef ki toplumumuzda çok ama çok fazla bu kavramdan yoksun, uzakta yaşayan insan modelleri mevcut.
Ben açıkçası bunun tek bir sebebi olabileceğini düşünüyorum.
Bulunduğu konum itibariyle yüksek mevkilerde bulunan insanlar, o noktaya erişemeden önce geçirdiği dönemi ezilmişlikle geçirdiğinden olsa gerek, çevresindeki kişilere o alt dönemde geçirdiği kültürle muamele ederler..
E tabi durum kötü sonuçlara yol açar..
Kişinin çevresinde mutsuz, boşvermiş, verimsiz çerçevelere sıkça rastlarsınız.
Etrafımda da gözlemlediğim, genelde birçok ilişkide saygı noksanlığından kaynaklı yıpranma (tabi bu hem arkadaşlık hem iş hem de ilişki anlamında) örneğinin çok fazla olduğu!
Kişiler bu süreçte ne yapmalı?
EMPATİ!!!!
Tek çözüm bu heralde..
Şahsen yapılan saygısızlıkları kaldıramayan bir insan olduğumdan kaynaklı kimseye ama kimseye en ufak bir saygısızlık yapmamaya çalışıyorum ve sanırım bu temel kavram benim güçlü ilişkiler kurmamda  büyük fayda sağlıyor, her ne kadar bir ayrıcalık olarak tanımlanmaması gerekse de bu ortamda ve bu toplumda bu durumu bu şekilde nitelendiriyorum. Evet ayrıcalıklıyım ; çünkü saygılıyım.
Saygılarımla...
Cansu SAVAŞ

15 Aralık 2009 Salı

No, No! I can't die without seeing AURORA BOREALIS!

Nedir Aurora Borealis? Türkçesi kuzey/güney kutup ışıkları. Bilimsel tanımı ise gökyüzündeki, özellikle geceleri ve kutup bölgelerinde gözüken, doğal ışımalardır. Aslında Danimarka'da geçirdiğim koskoca bir yıl içerisinde aklıma geldiği zaman çoktan ilkbahar gelmişti.. Hayatımda ilk kez İlkbahar'ın gelişi beni üzmüştü; çünkü bi rivayete göre 21 Aralık döneminde Avrupa'nın kuzey noktalarından bu ışıkları görebilmek mümkün olabiliyormuş. Bazı arkadaşlarım korktuklarını söylüyor; fakat benim bilime, uzaya bir ilgim olduğundan kaynaklı sanırım ben bir mucize olarak nitelendiriyorum.. Umarım bir gün gerçekten aşık olurum ve o mucizevi kişiyle bu mucizeyi seyre dalarız.........


12 Aralık 2009 Cumartesi

Aldatmak!

Sizi göreceğinden kaynaklı korkunuzun tavan yapmış olduğu his..
Vücudunuzda o adrenalin dolaşımını hissettiğiniz duygu..
Ama biliyorsunuzdur gerçeği, farkına varmışsınızdır..
Ayrılmanın zamanı gelmiştir, ama bir türlü ona anlatma cesaretini gösteremiyorsunuzdur..
Çünkü anlatsanız sizi anlar mı? Size "neden o?" demez mi..?
"Nasıl gidersin geçirdiğimiz onca senenin ardından?" diye hesap sormaz mı?
Nasıl söyleyebilirsiniz ona diğerinin yanında kendinizi daha rahat hissettiğinizi..? Her zaman kendisinden daha sıcak karşılandığını veya kendinizi daha güvende hissettiğinizi?
Ya da "Zaman geçiyor, devir değişiyor, değişime ayak uydurmayan ise zaman içerisinde yok olup eriyip gidiyor." diyebilir misiniz?
Diyemezsiniz!
Çünkü onca senenizi, haftada en azından 2 kez beraber geçirmişsinizdir..
Alışmışsınızdır bi kere..
Saçlarınıza ondan başka kimse ama hiç kimse dokunmamıştır..
Evden çıkar çıkmaz ayaklarınız otomatik olarak ona götürür sizi..
Ta ki diğeri ile tanışıp ayaklarınızın size diğerine sürüklemesi gibi..
Dürüstçe söylemek varken gerçeği, siz aldatmayı seçmişsinizdir bile..
Çok üzgünüm, evet itiraf ediyorum!
Kuaförümü değiştirdim!
Elveda eski kuaförüm!
Merhaba yeni kuaförüm!=)